İçeriğe geç

Bir karadelik Dünya’yı yutarsa ne olur ?

Bu içeriğimizin sonuna geldik. Dejure olarak “Bir karadelik Dünya’yı yutarsa ne olur” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.

Bir Karadelik Dünya’yı Yutarsa: Kayseri’de Bir Gencin Günlüğü

Sabahın Sessizliği ve Haber

Sabah uyandığımda Kayseri’nin o sert ama tanıdık soğuğu camlardan içeri sızıyordu. Perdeleri aralamadan önce bir süre yatağın kenarında oturup tavana baktım. Bazen hiçbir şey düşünmemek istiyorum ama kafamın içinde sürekli bir uğultu oluyor; sanki beynimin bir köşesinde kapanmayan bir radyo var.

Telefonu elime aldığımda ilk gördüğüm şey garip bir başlıktı: “Yakın uzayda olağan dışı kütle tespit edildi.” İlk başta sıradan bir bilim haberi sandım. Ama sonra okumaya başladım.

Bir karadelik.

Dünya’ya doğru hareket eden bir karadelik.

O an içimde bir şey çöktü. Ne olduğunu tam anlayamadım ama kalbimin ritmi değişti. Sanki bedenim “şaka yapıyorlar” demek isterken aklım çoktan “bu gerçek” demişti.

Dışarı baktım. Kayseri her zamanki gibi normaldi. Simitçiler, işe yetişmeye çalışan insanlar, uzaklardan gelen araba sesleri… Hiçbiri yaklaşan şeyden habersizdi. Ve ben o an ilk defa kendimi dünyanın geri kalanından kopuk hissettim.

Gökyüzünde Açılan Yarık

Öğleden sonra gökyüzü değişmeye başladı. Önce renkler. Mavi, sanki soluyormuş gibi soluklaştı. Ardından ışık… Güneş bir garip parlamaya başladı, sanki kendini saklamaya çalışıyordu.

Ben dışarı çıktım. Ellerim cebimde, başım yukarıda yürüdüm. İnsanlar yine normaldi ama bazıları durup gökyüzüne bakıyordu. O an fark ettim ki korku, sessizce yayılan bir şey. Bağırmıyor, çığlık atmıyor… sadece insanların gözlerinde büyüyordu.

Ve sonra haberler doğrulandı.

Bilim insanları panik halindeydi. “Kütle çekim anomalisi”, “ışığın bükülmesi”, “geri dönüşü olmayan yaklaşma” gibi kelimeler havada uçuşuyordu. Ama ben sadece tek bir şeyi duyuyordum: yaklaşmakta olan son.

İçimde garip bir his vardı. Korku değildi sadece. Aynı zamanda tuhaf bir merak. Sanki ölüm değil de devasa bir sır yaklaşıyordu.

Karadelik Yaklaşırken Dünya

Günler birbirine karıştı. Zaman artık eskisi gibi akmıyordu. Geceler daha kısa, gündüzler daha ağırdı. İnsanlar marketlere hücum etmeye başlamıştı ama kimse gerçekten ne yapacağını bilmiyordu.

Ben ise her gün aynı şeyi yapıyordum: gökyüzüne bakmak.

Karadelik görünmüyordu ama varlığını hissediyordum. Sanki boşluk bile ağırlaşmıştı. Rüzgâr bile farklı esiyordu. Dünya, görünmeyen bir el tarafından yavaşça çekiliyordu.

Bir gece terasa çıktım. Kayseri’nin ışıkları titriyordu. Şehrin üzerinde bir huzursuzluk vardı ama kimse bunu açıkça söylemiyordu. İçimden bir şey koptu o an. Belki de alışkanlıklarım, belki de geleceğe dair kurduğum küçük planlar.

“Bunca şey neden?” diye sordum kendime. Cevap yoktu.

Sadece gökyüzü vardı. Ve o gökyüzü artık eskisi gibi değildi.

İnsanlığın Son Günü Gibi

Bir sabah uyandığımda elektrikler kesikti. Telefonlar çalışmıyordu. Radyolar bile sessizdi. Dünya, sanki kendi sesini yutmuştu.

Sokağa çıktığımda insanlar konuşmuyordu. Kimse bağırmıyordu. En korkuncu buydu. Kaos değil, sessizlik.

Bir çocuk gördüm. Elinde balon vardı. Balon gökyüzüne bakıyordu, sanki o da neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. O an gözlerim doldu ama nedenini bilmiyordum.

Karadelik artık yakın demişlerdi. “Kütle çekim etkisi hissedilmeye başlandı” diyordu eski haberlerden kalan cümleler. Ama bunu hissetmek demek, aslında her şeyin yavaş yavaş çözülmesi demekti.

Denizler… yoktu ama hayal ettim. Belki taşmış, belki gökyüzüne karışmıştı.

Binalar… ayakta ama anlamsızdı.

İnsanlık… var ama eksikti.

İçimde Kopan Sessizlik

O gün eve döndüm. Pencereden dışarı baktım ve ilk defa gerçekten yalnız olduğumu hissettim.

Korku artık bir duygu değildi. Bir atmosferdi. İçinde yaşadığımız hava gibi.

Bir defter aldım. Yazmaya başladım. Belki de son kez düzenli bir şey yapmak istedim.

“Eğer bu bir sonsa,” diye yazdım, “en azından hissettiğimi bırakmak istiyorum.”

Karadelik Dünya’yı yutarsa ne olur?

Bu soru artık bilimsel bir merak değildi benim için. Bir yaşam sorusuydu. Bir varoluş çöküşüydü.

Hayal ettim…

Eğer yaklaşırsa önce ışık ölürdü. Sonra zaman bükülürdü. Sonra biz… biz bile anlamadan silinirdik.

Ama en garibi şu: Korkunç olan yok oluş değil, yok oluşun yavaşlığıydı. Her saniye biraz daha eksilmek.

Kayseri’nin sokaklarını düşündüm. Çocukluğumu. Kış sabahlarını. Annemin sesini. Hepsi o boşluğa doğru çekiliyordu sanki.

Ve ben buna engel olamıyordum.

Bu çaresizlik içimde büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Ama aynı zamanda garip bir kabulleniş de vardı. Belki de insan, sonunu bildiği bir şeye bile alışabiliyordu.

Son An ve Umut Kırıntısı

Gökyüzü artık tamamen farklıydı. Sanki bir yarık açılmıştı ve evrenin kendisi nefes alıyordu.

Karadelik görünmeye başlamıştı.

Tam bir “şey” gibi değil… daha çok yokluğun kendisi gibi.

O an içimde bir şey değişti. Korku azaldı. Yerine tuhaf bir huzur geldi. Çünkü bazı şeyler geldiğinde kaçmak anlamsızdır.

Sokakta son kez yürüdüm. İnsanlar gökyüzüne bakıyordu. Kimisi ağlıyordu, kimisi sadece oturuyordu. Ama kimse artık savaşmıyordu.

Ben durdum.

Ve düşündüm.

Belki de evren bize bir ders vermiyordu. Belki de sadece kendi döngüsünü yaşıyordu. Biz ise o döngünün içinde küçük bir anıydık.

Karadelik Dünya’ya yaklaştıkça, içimdeki tüm sesler yavaşladı.

Ve bir an… çok kısa bir an… umut hissettim.

Belki de yok oluş bile bir tür başlangıçtı.

Bunu gerçekten bilmiyorum.

Ama bildiğim tek şey şu: O gökyüzüne bakarken, ilk defa hayatın sadece yaşamakla ilgili olmadığını, hissetmekle de ilgili olduğunu anladım.

Son Bakış

O son bakışta Kayseri’yi gördüm. Dağları, sokakları, insanları…

Ve sonra gökyüzünü.

Her şey aynı anda hem çok gerçek hem de tamamen uzak gibiydi.

Karadelik yaklaşırken Dünya sessizleşti.

Ben de sessizleştim.

Ve o sessizlikte, hayatımın en derin cümlesini duydum:

“Her şey, bir gün, sadece bir iz olarak kalır.”

Bunu da Okuyun: Demir eksikliği hangi teste belli olur ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betxper