Konvansiyonel Çalışma Nedir? Biraz Klasik, Biraz Komik
Evet, bugün sizlerle “konvansiyonel çalışma” üzerine biraz kafa patlatacağım. Ama tabii, birileri işi sıkıcı hale getirmesin diye, biraz espri de yapacağım. Klasik ofis ortamları, kahve molası, tek tip iş yapma biçimleri… Hepsi, bu konvansiyonel çalışma denen sistemin bir parçası. Ama gerçekten, nedir bu konvansiyonel çalışma? Neden hala çoğumuz 9-6 arası çalışıyoruz? Gelin, biraz bunları sorgulayalım, hem de biraz eğlenerek!
Konvansiyonel Çalışma ve O Ofis Hayatı
Öncelikle, konvansiyonel çalışma nedir? sorusuna eğlenceli bir bakış açısıyla başlayalım. Konvansiyonel çalışma, aslında bildiğimiz klasik iş düzeni. Sabah 9, akşam 6, “ofise git, masanda otur, işini yap, molaya çık, yine masanda otur” düzeni. Çoğumuz buna bir şekilde alışmışızdır. Ama gelin, bu rutini bir gözden geçirelim.
Bir sabah işe gitmek üzere evden çıkarken, işyerinin ofis ışıkları gözümde canlanıyor. Hani, şu sabahın kör karanlığında kapalı ofis, birkaç kişi bilgisayarına bakıyor ama kimse birbirine selam vermiyor. Anlatmaya gerek yok, çünkü herkesin içinde bir şekilde o soğuk atmosferi hissediyorsunuz. Ve o an, içimdeki ses “Niye ya?” diyor. Niye bu kadar soğuk, niye bu kadar sıradan? Neden bu kadar klasik?
Beni gerçekten tanıyor musunuz? sorusunu hayal ediyorum:
Ofiste çalışan herkes, sabahları biraz daha yavaş kalkar, kahveye ihtiyaç duyar ama konuşmaya fırsat bile bulamaz.
Birçok insan için konvansiyonel çalışma, sabah uyanıp iş yerindeki bilgisayara bakmaktan ibaret. Belki de işin komik tarafı, “ofis kültürü” diye tanımladığımız şeyin bu kadar kalıplaşmış olması. Ama yine de, bu düzenin içinde yaşayan çoğu kişi ya sabahki toplantıyı kaçırır ya da öğle yemeği için 15 dakika daha geç çıkar. Öyle ya da böyle, sistem işlemeye devam eder.
Konvansiyonel Çalışma: Öyle “Geleneksel” Değil, Ama “Burası Ofis”!
Beni ofis hayatına yönlendiren ilk şey ne oldu? Bunu hiç unutmuyorum. 23 yaşındayken, ilk defa gerçek bir ofis deneyimi yaşamaya başladım. O an ne hissettim mi? “Vay be, bu muymuş ofis dünyası?” Evet, başlarda garipti, ama 1 hafta sonra alıştım. Hem de ne alışma! Klavye başında geçirilen saatler, öğle molasında sohbetler… Bir şekilde, konvansiyonel çalışma dediğimiz şey, beni içine çekti. Hatta bazen ofise gitmeden önce “bugün iş yerinde neler olacak acaba?” diye meraklanıyorum. Ama neden? Cevap kesin: “Çünkü her şey çok düzenli, hep aynı, hiç değişmiyor!”
Burada aslında başka bir soru doğuyor: “Konvansiyonel çalışma aslında bir ilüzyon mu?” Çünkü sabahki rutin, öğlen kahvesi, akşam 6’da biten mesai. Tüm bunlar, hep aynı. Hiçbir şeyde şaşırtıcı bir yenilik yok. Zaten çoğumuz, işleri “geleneksel” olarak yapıyoruz, çünkü başka türlü ne yapacağımızı tam olarak bilemiyoruz.
Kısa bir diyalog:
Ben: “Bugün toplantı var mı?”
Ofisteki Arkadaşım: “Evet, 10’da ama ben bir şey söyleyeyim mi, şaka gibi toplantılar var artık. Hani hep aynı şeyler…”
Ben: “Aynen, her hafta aynı PowerPoint sunumları, çok yaratıcı!”
Arkadaşım: “O zaman toplantıdan sonra başka bir şey var mı?”
Ben: “Yine aynı rutine devam. Akşam 6’da ‘Görüşürüz’ yazıp eve gitmek, değil mi?”
Arkadaşım: “Evet, işte bu, tam bir konvansiyonel çalışma!”
Hah! Görüyorsunuz, işte bu kadar basit. Konvansiyonel çalışma dediğimizde, aslında bu kadar öngörülebilir bir şeyin içinde sıkışıp kalıyoruz. Ama işin komik tarafı, bu sistemin dışına çıkmak çoğu zaman hiç de kolay değil.
Konvansiyonel Çalışma ve Duygusal Boyutu
İçimdeki insan sesine kulak veriyorum: “Ya, aslında bu kadar da kötü değil. Bazen işe gitmek, bazen de sabah kahvesini almak… Kendimi güvenli hissediyorum.” Ama tabii, güvenlik, sıkıcılıkla karışınca işler biraz tersine dönebiliyor. Bir noktada rutin, işin doğasında var ama bu sadece verimli olmayı engelleyebilir.
Mesela, sabah uyanıp işyerine gitmeye hazırlanırken “Bugün ne farklı olacak?” sorusunu soruyorum. Cevap: Hiçbir şey. Aynı iş, aynı insanlar, aynı konuşmalar, aynı eski şarkı. Peki, bu neden oluyor? Çünkü biz, bu iş modelini alışkanlık haline getirmişiz. Konvansiyonel çalışma, çoğu insanın aslında bir tür “zihinsel konfor alanı” yaratmasıdır.
Bir iç sesim: “Ama insan değil misin? Biraz da yaratıcı ol, bazen farklı bir şeyler yap.”
Ve işte, içimdeki yaratıcı tarafla birlikte, bence bu konvansiyonel çalışma modelini biraz sarsmak gerekiyor. Çünkü her şeyin sabah 9 akşam 6 arasında yapılmasının bir anlamı yok.
Sonuç: Konvansiyonel Çalışma, Bazen Gerekli, Bazen Değil
Evet, “konvansiyonel çalışma nedir?” sorusunun cevabını biraz eleştirel bir bakış açısıyla verdik. Klasik ofis hayatı, kesinlikle bazı insanlar için mükemmel bir sistem olabilir. Her şeyin planlı olması, rutinin getirdiği güvenlik… Ama bazen, bu güvenlik sıkıcı hale gelebilir. Yaratıcılığı biraz daha serbest bırakmak, esnek çalışma saatleri ve daha özgür bir ortam… Belki de bu, bir sonraki adım olmalı.
O yüzden, sabahları ofise gitmeden önce bir kez daha düşünün. “Bugün ne farklı olabilir?” Belki küçük bir değişiklik, sabah kahvesini biraz daha geç içmek ya da biraz daha özgür çalışmak. Kim bilir? Sonuçta, konvansiyonel çalışma bazen gereklidir, bazen ise sadece bir alışkanlık…